21 Kasım 2014 Cuma

Herkese merhaba,

Son 1 haftanın bitmek bilmeyen bahanelerinden dolayı yazılarım çok aksadı, artık gelen yorumlara utancımdan cevap veremeyince ben de ekran karşısına oturup günlüğümü yazayım dedim.

İnci 1 haftadır salya sümük hasta olduğu için benim ruh halim tamamen ona göre programlıydı. Sanırım diş çıkarıyor. Ne zaman diş çıkarsa o dönem hasta da oluyor. Bu sefer hiçbir hastalık bahanemiz yoktu çünkü. Üşümedi, biz hasta değildik, ince giydirmedik vs. Hastayken de çok kucakçı oluyor. 1 haftadır ofise de götürmediğim için beni çok özlüyor. Arada eve geliyorum ama yetmiyor tabi.

Onun dışında ben de çok depresiftim. Nedeni bu hafta belli oldu. Malum periyod dönemi. Resmen kişilik değiştiriyorum.

Misafirler, ev işleri, ofis telaşı falan derken bırakın blog yazmayı anlık instagram paylaşımlarım bile azaldı. Bir yerden başlayıp toparlanmak lazım.

Sizin diyetler nasıl gidiyor ?(diyet derken zayıflamaktan bahsetmiyorum, biz diyetisyenler yeme düzenini diyet olarak tanımlarız. Yani uykunuz nasıl der gibi. Genel beslenme şekli, yeme düzeniniz vs.) Benim ki fena halde bozuldu. Babam yurt dışından çikolatalar getirdi. Eşim taa şehir dışından çekirdek siparişi vermiş falan… Ama kilo almadım. Hatta bu hafta bir danışanım siz kilo mu verdiniz dedi çok mutlu oldum :)

Gelelim bugün yediklerime…

Sabah 09.30'da 2 kare dilim cheddar peyniri ile yapılmış bir tost yedim. Bu sefer ekmeğim değişikti. Babam Polonya'dan almış, paketin üstüne tam bakamadım ama sanırım çavdar ekmeği olabilir. Yanında da 1 bardak süt içtim. 4 tane de minik domates yedim.

Evden çıkmadan önce de 1 fincan Türk kahvesi içtim.

İşlerim bittikten sonra bir arkadaşımın yanına gideceğim, öğle yemeğini beraber yiyeceğiz…

devam edecek…

Diyetisyen Serap Orak Tufan


Günü birlik Adana gezisi

Bugün 2 Kasım Pazar 2014. Sabah 08.00 uçağı ile Adana'ya geldik. Taa Mart ayında eşim Adana için Pegasus'tan indirimli uçak bileti almış. O gün geldi çattı! Aslında aylar öncesinden veya önceden yapılan programlardan hiç hoşlanmam çünkü o gün geldiğinde canım gitmek istemeyebilir diye bir düşünce tarzım var. Ama bazı şeyler için mecbur kalıyorsunuz. Mesela yurt dışı tatilleri, opera veya konser biletleri vs. Bilet alırken her zaman biraz keyifsiz hissederim. Çünkü zorunluluklar veya mecburiyetlerden hiç hoşlanmayan, keyfine göre yaşayan bir insanım. Sosyal hayatımız gereği planlar yapıyoruz tabi, ama uzun vadeli olanlardan gerçekten hoşlanmıyorum.

Tam da gribal-nezlesel bir hastalığa batmış durumdayken (hatta bu nedenle evlilik yıldönümü sonrası blog yazamadım), şırıl şırıl burnum akarken Adana'ya gelme nedenim şudur: Sadece yeme turizmi! Eşimin et yeme aşkı nedeniyle aylar öncesinden alınmış Adana biletlerini değerlendirelim dedik. Bana kalsa bilet yansın umrumda değil ama hem eşimin hayallerini yıkmak istemedim hem de bana yeni bir şehir görme fırsatı çıkmış, hiç kaçırır mıyım? Kimin kızıyım ben? Gezmek, bir tır şöförü babanın kızı olarak genlerimde var, iyi ki de var :)

Hasta olmayıp da keyifli keyifli gezsem çok daha iyi olurdu tabi ama kısmet böyleymiş. Aslında İnci de bizimle gelecekti ama hazır annem babam İstanbul'dayken onu evde bırakıp baş başa gidelim dedik. İyi ki de öyle yapmışız. Hasta hasta onunla ilgilenmem zor olurdu.

Adana'ya gelmeden, daha önce gidenlere ve Adanalı arkadaşlarımıza tabi ki danıştık. Nerede ne yenir diye sorduk, öğrendik ve ona göre gezdik. Tabi ki asıl konu Adana kebap yemekti ama benim favorim ciğer şiş oldu.

Ciğerci Birbiçer'in ocakbaşı
Sabah 06.45'de evden aç olarak çıktık. Adana'da sabah kahvaltısı olarak ciğer şiş yiyeceğimiz için birşey yemek istemedik. Ama ben yine de yanımıza 1 paket çubuk kraker almıştım. İyi ki almışım uçakta onu yedik. Çoğunu ben yemişimdir :) Saat 09.30'da Adana'ya indik. Merkeze inip kahvaltı edeceğimiz mekanı bulmamız 10.30'u buldu. "Geleneksel Adana kahvaltısı yapmak istiyorsanız Ciğerci Birbiçer'e gidin" demişlerdi. Biz de öyle yaptık. Sanki sabah sabah hiç yenecek birşey değil gibi düşünseniz de herkesin iştahla akın akın geldiğini görünce ciğer yeme fikri gayet normalleşiyor :) Bol duman altı olarak ocak başına yakın bir masaya yerleştik.

Ciğer şiş

1 porsiyonda 8 adet şiş var, her şişte 2 parça kuyruk yağı ve 3 parça ciğer var. Ben toplam 6 şiş yedim, tabi ki yağlarını yemedim, yani 18 parça ciğer yemiş oldum :) Eşime göre yağlarını yemediğim için asıl lezzetini bozmuşum ama göz göre göre böyle löp löp yağları da yiyemezdim doğrusu. Hem diyetisyen olduğum için hem de midem almaz.


Pide ekmeğinin arasına 6'şar parça ciğer koyarak kuru soğan ve ayran eşliğinde yedim. Masada ikram olarak getirilen yeşilliklerden pek yemedim. İtiraf edeyim iyi yıkanmamış olabileceğini düşündüm.


Sakatat seven bir diyetisyen olarak yediğim bu öğünden gayet memnun kaldım :) Adana'ya gidecek olan herkese Ciğerci Birbiçer'i tavsiye ederim.

Sonra yürüye yürüye Seyhan nehri üzerindeki Taş Köprü'ye gittik. Aslında son derece güzel ve tarihi bir yapı olan köprünün fotoğrafını çekerim diye düşünüyordum ama inanın içimden gelmedi. Maalesef çok bakımsız bir köprüydü. Üzerinde pek çok gereksiz grafiti yazılar vardı. Her yer çöptü. Adana halkı tarihine hiç sahip çıkmamış yani, Roma döneminden kalan bir köprüyü koruma bilinci yok demek ki…


Çok yürüyüp yorulduğumuz için civarda oturabileceğimiz tek mekan olan Optimum alışveriş merkezine gittik. Bir kahve içip dinlendik. Sonra taksiye binip şehir merkezine indik.


Eşim önceden araştırmış, bir arkadaşı Kazım Büfe'de mutlaka muzlu süt için demiş. Biz de tavsiyeye uyduk :) Bu koca bardak muzlu sütün sadece yarısını içebildim. benim için çok fazla bir porsiyondu.

Muzlu süt

Muzlu sütten sonra biraz yürüyerek gezdik. Banklarda oturduk dinlendik. Daha ben çok acıkmamıştım ki sadece yeme içgüdüsüyle Adana'ya gelen eşim kebap yemek istedi. Yine daha önce tavsiye dilen mekanlar arasında en çok bahsi geçen Kebapçı Adil Usta'ya gitmeye karar verdik. Atladık taksiye gittik. Ama yol boyunca gördük ki zaten burası bir kebap cenneti, yani her hangi bir yere de gitsek bence büyük bir lezzet farkı yoktur.

Kebapçı Adil Usta'da 

Bu arada bu kadar hastayken, burnum akarken bir de bol dumanlı mekanlara girince ben toptan iptal oldum. Gözümü zor açıyordum :(

Adana Kebap (Kıyma Kebabı)

Normalde ben bir kebapçıya gittiğim zaman en son siparişim Adana kebap olur, çünkü sevmem. Bana çok yağlı geliyor ve kokuyor. Ama tabi ki Adana'ya gelince yemesem olmazdı. Maalesef eşimin bayıla bayıla yediği Adana kebabı (oradakilerin deyimiyle kıyma) ben yine zor yedim. İçinde kuyruk yağları olması nedeniyle benim için çok ağır bir lezzetti :(

Humus

Anladım ki ben Adana insanı değilim, sabah ki ciğer şiş benim için daha iyiyidi. Yine usulune uygun olarak bol soğanla ve acılı şalgam suyu eşliğinde kebabımı yedim. Bir de humus vardı. O da çok yağlı bir sıcak meze ama baklagil olması sebebiyle benim damak tadıma daha uygundu. Yine soğan baş köşedeydi, mezeler ve yeşillikler vardı.







konsept bu :)
Yemeğimizi saat 15.00 civarında yedik, sofradan kalkarken ben bir daha birşey yiyemem demiştim tam da öyle oldu. Bana göre çok yağlı ve kalorili beslendiğim için uzun süre acıkmadım. Oradan çıkıp Baraj Yolu Caddesi boyunca yürüdük.

Eşim arada 2 çeşit de tatlı yedi. Tatlılar hep yağda kızartmalı ve şerbetli tatlılardı. Ben 1 minik ısırıkla tadına baktım. Yine bana hiç hitap etmedi.

gelin bohçası

O kadar çok yürüdük ki sağlam bir egzersiz günü oldu. Ben hala acıkmamıştım. Ama dinlenmek için 1 bardak çay içmeye oturduğumuz bir tatlıcı da sadece merak ettiğim için gelin bohçası denilen hamurlu-şerbetli tatlıdan yedim. Yerken içim bayıldı ama diğerlerine göre daha hafif bir tatlı sayılır bence.

Oturduğumuz yerin yanında Kebapçı Şeyhmuz'un yeri vardı. Gelen kokulara dayanamayan eşim bir daha Adana kebap yedi. Bir de ek olarak kuşbaşı siparişi verdi. Yine acıkmadığım halde etin tadını merakımdan 3 küçük parça kuşbaşı et yedim. Çok güzeldi. Bir daha Adana'ya gelirsem kuşbaşı yerim.

Aslında porsiyon olarak pek fazla yemedim ama yediğim şeyler hep yağlı ve kalorili olduğu için hem bana ağır geldi hem de uzun süre tok tuttu. Bir de o kadar soğan yememe rağmen midem hiç rahatsız olmadı. Galiba sumakla iyice beklettikleri için soğanın gaz yapıcı etkisi ortadan kalkmış oluyor. 

Uçağımız 20.00'de idi ama yarım saat geç kalktı. Uçakta çantama attığım küçük bir Oreo paketi vardı. 2 tane Oreo bisküvi yedim. 




Eve geldiğimizde İnci uyumuştu. Bütün gün onu görmeyince çok özledik. Ama iyi ki İnci ile gitmemişiz. Rahat rahat gezdik, İnci ile o kadar yürümemiz mümkün olmazdı.

Ayrıca eve gelince dayanamayıp yatmadan önce 2 kaşık zeytinyağlı pırasa yedim. Tüm gün et yiyince sebzesizlik sendromum tuttu.

Bir diyetisyenin beslenme günlüğü olarak bir Pazar günümüzü Adana gezisi şeklinde bol kalorili olarak tamamlamış olduk. Bu arada Adana çok sıcaktı, resmen yazdan kalma bir gündü. Mevsim şoku da yaşadık.

Biraz az su içtim :(

Diyetisyen Serap Orak Tufan

2 Kasım Pazar 2014 

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için 
http://instagram.com/diyetisyenserap 
Twitter için  https://twitter.com/DiyetisyenSerap 
Facebook için  https://www.facebook.com/pages/Kendinize-%C4%B0yi-Bak%C4%B1n-Beslenme-

7. Evlilik yıldönümümüz

28 Ekim 2007
Bugün 28 Ekim Salı 2014. Eşimle 7. evlenme yıldönümümüz. Bizim için gerçekten kutlanmaya değer bir gün, çünkü dünya üzerinde ortak özelliği bizim kadar az olduğu halde 7. yıla kadar gelebilen çift sayısı azdır diye düşünüyorum :) Bizimkisi ne aşk ne de mantık evliliği, tamamen zıt kutuplar hikayesi… All we need is love ;) 

Sırf bu nedenle İnci'yi doğurduk :) Artık kocaman bir ortak yönümüz var. Dünyanın en güzel varlığına sahibiz. Allah bilir o da büyüyünce ayrı telden çalar, evde 3 deli yaşarız artık :) Ruh eşini bulup evlendiğini düşünenlerin evliliği nasıl acaba çok merak ediyorum :)

Bugünle ilgili ayrıntılara geçmeden önce son günlerin bir özetini vereyim…

İnci'yi sütten kestikten sonra 3.günden itibaren her şey yoluna girdi sayılır. Bir daha hiç emmek istemedi. Ama kolumu, boynumu falan emiyor :) İlk günler çok huysuzdu. Şimdi de sürekli ilgi ve şefkat istiyor. Kucağıma gelip başını göğsüme yaslıyor. Öyle oturmak istiyor. Aynı zamanda el ele de tutuşmak istiyor. Sürekli temas istiyor yani. Kuzum benim kıyamam nasıl tatlı anlatamam…

Emdiği zamanlardaki gibi geceleri mutlaka uyanıyor. Kucağıma alıp emziğini verince geri uyuyor. Ama hala biberonla süt almıyor. Çünkü sütü sevmedi anladığım kadarıyla. Biz de blenderda muzlu süt yapıp veriyoruz onu sevdi. 1 gece hiç uyanmadan uyudu. İlk günler eskisi gibi iştahsızdı ama sanki 2-3 gündür iştahı ve yeme kapasitesi arttı gibi. O nedenle çok mutluyuz :)

Cuma günü Ataşehir Memorial'da ortopediste gittim. Muayene ve röntgen sonrası sorunum belli oldu. Kalça eklemlerimde ve omurlarımda doğumsal bazı sorunlar varmış. Hamilelik ve emzirme sürecindeki hormon değişimine bağlı olarak tablo kötüleşmiş olabilir dedi doktor. Bu kadar ağrı çekmemin ve artık topallama noktasına gelmemin nedeni buymuş. Öncelikle antienlamatuar bir ilaçla 10 gün tedavi olacağım. Geçmezse romatolojiye sevk edecek. Bakalım…

Bu arada 2-3 gündür biraz fazla çeşitli yedim, özellikle anlamsızca bir tatlı tüketimim oldu. Keyif almaya almaya künefe bile yedim ki çok anlamsız bulduğum ve sevmediğim bir tatlıdır. En son dün gece Erzurum'dan gelen babamın getirdiği kadayıf dolmasından yarım parça yemem tatlı da son noktadır. Çok tatlı geldi ve hiç beğenmedim, bana göre değil…

Neyse artık bu hafta böyle gidecek çünkü bu akşam da yıldönümümüz nedeniyle dışarda yiyeceğiz, üstelik biraz alkol de alırım. Pazar günü de günü birlik bir yeme turizmi aktivitemiz olacak. Eşimle Adana'ya gideceğiz. Ah Pegasus yaktın bizi :) ucuz bilet bulduk diye günü birlik Adana'ya gideceğiz yani.

Bugün neler yediklerime gelince…

Sabah küçük 2 dilim tam buğday ekmeği ile yapılmış kaşarlı bir tost yedim, yanında sütümü içtim. 2 dilim de domates yedim.

Ofise gelince şekersiz hazır kahve içtim, yanında 1 tane hurma yedim.

Sonra da evden getirdiğim muzu yedim. Eve gidene kadar yemek yemeye şansım olmadı, boş kaldığım anlarda da blog yazdım.

Ofisten çıkınca önce saçlarıma fön çektirmek için alt komşum Makas Kuaför'e indim. Hava yağmurlu olunca saç yaptırmak zevkli olmuyor ama özel günlerde dışarı çıkarken şart bence. Bizim evlendiğimiz gün hava güneşliydi, yazdan kalma bir gündü.


Eve geldiğimde çok açtım. 1 parça karnıyarık ve 2 tane de zeytinyağlı biber dolması yedim. Yemekleri 1 haftadır annem yapıyor. Dolmayı da kız kardeşim yaptı. Çok güzel olmuş.

Hazırlandıktan sonra 18.30'a doğru evden çıktık. Beşiktaş Plaza'daki Vogue Restoran'a vardığımızda saat 20.05'di. Tam da rezervasyon saatimizde oradaydık ama 1,5 saat trafikte kalmak beni çok yıprattı. Şekerim düştü, başıma ağrı girdi. Yolda trafik içindeki seyyar satıcılardan 1 paket Çizi kraker aldık. Neredeyse tamamını ben yedim. Mekana vardığımızda tamamen kutlama modundan çıkmıştım. Trafik stresi, açlık, dur, kalk, far ışıkları vs. tükendim resmen :( böyle bir rezervasyonumuz ve özel günümüz olmasa çoktan gideceğimiz yere gitmekten vazgeçmiştik.


Neyse ki Vogue bizi yeniden moda soktu. Hem güzel manzarası hem de şık dekorasyonu ile hemen havaya giriyorsunuz zaten. Özel günlerde her zaman gitmediğimiz özel mekanlara gitmeyi tercih ediyoruz. Anı biriktirmek için :)


Ahtapot carpaccio / Vogue
Menüyü daha önce internetten biraz incelediğim için kafamda aşağı yukarı ne yiyeceğim fikri vardı. Biraz da orada inceledikten sonra başlangıç için ahtapot carpaccio siparişi verdim. Tam benlik bir lezzeti. Çok beğendim. Üzerinde semizotu yaprakları, portakal dilimleri, 2 adet dere otlu kabak kroket ve sos vardı. Her lokmada deniz havası aldım diyebilirim. Yanında 1 minik yuvarlak ekmek yedim. Eşim de keçi peynirli güzel bir salata yedi.


Ana yemek olarak Suşi tabağı(buranın suşisi pek meşhurmuş), Jumbo karides ve Ördek arasında kaldım ama son kararım ördek oldu. Sonuçta evde ördek pişirmiyorum. Karides ve suşiyi her yerde yiyebilirim diye düşündüm. Ördek iyi pişmiş ve lezzetliydi. Küçükken köye gidince kaz yediğim için bu lezzetlere alışkınım. Başkasına ağır gelebilir. Ben seviyorum. Servis için açık renk bir tabak kullansalar daha iyi olurdu (sanırım tabaklar özel bir tasarımdı), çünkü et koyu renkliydi. Soğan yapraklarının içinde vişne sosu vardı. Daha önce Paris'te yediğim armut soslu ördek bundan daha lezzetliydi. O da Fransız mutfağı farkı galiba ;) Bu 2. ördek yiyişim.

Vişne soslu ördek / Vogue
 
 
Yemeğimin tamamını yedim. 3 parça ördek eti vardı, 2 parçası göğüs, 1 parçası baget şeklindeydi. Etin altında çok az miktarda bir pişmiş soğan ve ekmek püresi vardı. Yemek boyunca 1 kadeh beyaz şarap içtim. Eşim de dana pirzola yedi. Buraya kadar gelmişken onun yemeklerinin de fotoğrafını çektim.

Dana pirzola (mantarlı) / Vogue

Romlu milföy tiramisi, gül yapraklı dondurma / Vogue
 
 
sunum güzeldi ama bence bu tabak yine uymamış, ete daha uygun sanki
 
Son olarak kendimi şımartmak için bir de tatlı yiyeyim dedim :) Aslında doymuştum ve tatlı yeme isteğim de yoktu. Maksat deneyim olsun. Gül yapraklı 1 top dondurma eşliğinde 15 yıllık romlu milföylü tiramisu yedim. Eşim dondurmamın çoğunu yedi ama tatlımdan yemedi. Tiramisunun çok az şekerli ve acımsı bir tadı vardı, ben beğendim çünkü insanın içini bayan bir tatlı değildi. Ama eşim beğenmedi. O da unsuz yapılan bitter çikolatalı bir sufle yedi.

Bitter çikolatalı sufle / Vogue
Yemekler gerçekten çok lezzetli ve kaliteliydi. Fiyatların çok yüksek olduğunu belirtmeme gerek yoktur sanırım. Haliyle servis elemanları da çok nazik. Özel günlerde gelmeye değer bir manzarası ve havası var. Biz gittiğimize memnun kaldık. Yıldönümümüz için güzel bir anı oldu. Ama bence romantik bir havası yok. Şık ve güzel ama romantik değil. İş yemekleri için daha uygun sanki. Mesela Kız Kulesi çok romantikti, canlı müzik vardı. 2. evlilik yıldönümümüzde de oraya gitmiştik.

2. evlilik yıldönümümüz / Kız Kulesi

5 yıl önce, zalimsin zaman!
Vogue her şeyiyle güzel bir restoran olabilir ama bir an önce lavabolarının yenilemesini yapsa iyi olur. Duvar kağıtları kalkmış, yırtılmış, bakımsız bir hal almış. Daha küçük mekanlarda çok şık lavabolar görmüştüm. Burası bu konuda sınıfta kaldı. Arkadaş madem dekorasyon ve yemek konusunda bu kadar şekilcisiniz lavabolara da bir el atın yani, ayıp...

Gidişimiz 1,5 saat sürdü ve işkence gibiydi ama dönüşümüz çok hızlı ve kısa sürede oldu. 20 dakika sonra evdeydik :) Önce uyuyan güzelimiz İnci'yi teyzesinden aldık eve getirdik. Çünkü sabah güne onunla başlamak istedik. Hayatımızın en büyük lüksü bu artık...

Bu güzel günümüzde iyi dileklerini gönderen herkese çok teşekkür ediyoruz. Darısı tüm çiftlerin başına...

7. yılımız /Vogue

Diyetisyen Serap Orak Tufan

28 Ekim Salı 2014

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için 
http://instagram.com/diyetisyenserap 
Twitter için  https://twitter.com/DiyetisyenSerap 
Facebook için  https://www.facebook.com/pages/Kendinize-%C4%B0yi-Bak%C4%B1n-Beslenme-


İnci'yi anne sütünden kestik :( Gün 2

22 Ekim Çarşamba 2014,

Bugün sabah sütten kesme operasyonunda 24 saati doldurduk çok şükür. İlk gecenin raporunu önceki postumda yazmıştım.

İnci bugün işe gitmeden önce gömleğimi zorlamak şeklinde bir emme girişiminde daha bulundu ama "uff oldu" diyince hemen kucağımdan indi ve bir daha istemedi. Tabi ki başta İnci olmak üzere evde bir depresyon havası esiyor. Kızım mutsuz ama güçlü görünüyor. Tahmin ettiğim kadar zor olmadı.

11.00'de ofise geldim ve akşama kadar işim olduğu için eve hiç dönmedim. Bu şekilde 2. günümüzün gündüz periyodunu da atlattık. İnci biraz mızmızmış, yemeklerini az yemiş ve iştahsızmış. 1 kasecik çorbasını 2,5 saatte yedirmişler. Her zaman ki İnci işte! Sütten de kessek çocuk yemek istemiyor. Belki de üzüntüsü geçince yemeye başlar. Eskiden tüm gün emziriyorum o nedenle tok oluyor diye yemediğini düşünüyordum. Demek ki onla pek ilgisi yok. Dünden beri hiç emmedi ama iştahta değişen birşey yok :(

Asıl sorun bence sütü hala çok olan anne de! Çok fazla acı çekiyorsunuz. Bugün de akşam sağmak zorunda kaldım. Bakalım tamamen ne zaman bitecek? Azalsın diye bugün 4 fincan adaçayı içtim. Uzun vadede faydalı olacağını düşünüyorum.

Tavuklu dürüm soya sosluydu

Yemek olarak yine gayet sağlıklı beslendim. Biraz protein ağırlıklı bir gün oldu. Sabah küçük bir kaşarlı tost ile sütüm vardı. Öğlen tavuklu dürüm, akşam da köfte yedim. Dürümün yanındakileri hiç yemedim, vaktim azdı sadece dürümü yedim ve 1 kutu ayran içtim. Bugün 2 fincan da kahve içtim. Akşam yemekten sonra da biraz kestane yedim. Sanki iştahım biraz azaldı gibi, galiba mutsuzluktan :(


Yoğurt çorbası

Domatesli pilav harikaydı, biber ve patates kızartması Actifry'da yapıldı, çok çok az yağlı yani… 

İnci saat 22.30 civarında uyudu. Bütün akşam babasıyla mızmız bir şekilde oynadı, sonra uykusu gelince daha da huysuz oldu. Ara ara yanıma gelip masum masum yüzüme baktı :( En son kucağıma alıp, emziğini verdim ve uyku ninnisini söyledim hemen uyudu. Çok sevindim çünkü artık emzirmeden nasıl uyuyacağım diye endişe ediyordum. Her akşam emerek uyuyordu. Dün akşam da annem uyutmuştu.

Gece boyunca 1 kez 01.30'da uyandı ve emziğini verince uyumaya devam etti. Sonra da sabah 05.30'da uyandı ve bu sefer 07.00'ye kadar ayaktaydık. Bir türlü uyumadı, hep hüzünlü bir şekilde sızlandı. Ama hiç emmek istemedi. Biberonla verdiğimiz anne sütünü hiç içmedi. 2-3 tatlı kaşığı yoğurt yedi. Ve saat 07.00'den sonra eşim gidince İnci'yi yanıma aldım ve sarılıp uyuduk. Yani çok uykusuz kalmadım aslında ama genel olarak bir keyifsizlik ve ağırlık hissim var.

2. günü de gündüzüyle gecesiyle böyle atlattık…

Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için 
http://instagram.com/diyetisyenserap 
Twitter için  https://twitter.com/DiyetisyenSerap 
Facebook için  https://www.facebook.com/pages/Kendinize-%C4%B0yi-Bak%C4%B1n-Beslenme-

Bugün İnci'yi anne sütünden kestik :( Gün 1

Bugün 21 Ekim Salı 2014. Dün akşam ve gece sabaha kadar olmak üzere İnci o kadar sık uyandı ve emmek istedi ki ne zamandır aklımda olan ama bir türlü başlayamadığımız sütten kesme sürecine bir anda giriverdik. Çünkü güne yine tükenmiş bir şekilde başladım. Sabah uyanınca ona "artık bugünden sonra memede süt yok, sütümüzü marketten alacağız" dedim. Yüzüme baktı, biraz şaşırdı ama pek inanmadı sanki. En son saat 06.00'da emmişti. Son 3 haftadır falan günde birkaç kez "artık sütümüzü marketten alıp biberonla içeceğiz" diye telkinlerde bulunuyordum ama arkasından emzirdiğim için inandırıcı olmuyordu. Yine de bu hazırlanma sürecinin işe yaradığını düşünüyorum.

İnci tam 16 ay 6 gündür emiyordu. Anne sütümüzü hiç kesmedik, 7/24 hizmete sunduk :) Maşallah kendimden beklemediğim bir performansta süt üretimim de sürdü. Ama artık benim ruh ve beden sağlığım nedeniyle kesmek zorundayız. Kalça eklemim ve leğen kemiğim o kadar acıyor ki artık topallayarak yürümeye başladım. Her oturup kalktığımda canım çok yanıyor. Kemik erimesi olduğunu düşünüyorum. Bu Cuma bir ortopedist randevusu aldım, artık gerekli tetkiklere başlayacağım. Röntgen gerektiğini düşündüğüm için ertelemiştim. Çünkü x-ray ışığına maruz kalınca radyasyondan dolayı emzirmemek gerekiyor. Kaç gün ara verirsek verelim sonrasında şüpheye düşeceğim için bu güne kadar ertelemiştim. Yani fedakarlık yaptım. Anneliğin en büyük kelime anlamı fedakarlık bence. O kadar çok kendinden veriyorsun ki…

Anne sütüm azalsın diye gün boyunca nane çayı ve adaçayı içtim. Ama pek etkili olmadı, hatta yine 2 kez sağmak zorunda kaldım. Sonuçta bu da bir süreç. Böyle böyle azalıp biteceğini düşünüyorum. Ama gerçekten çok ızdırap dolu bir dönem benim için. Hem de ruhen ve bedenen. Bir yandan İnci gözümün içine bakıp "emme" diye ağlıyor, bir yandan süt varken bebeğine vermemenin vicdan azabı oluyor, bir de bedensel olarak şişlikten dolayı acı çekiyorsun. Bu süreçten geçen her kadın beni şu an çok iyi anlamıştır. Çok moralsizim, keyifsizim, kendimi sağlıksız ve çok kötü hissediyorum.

Gün arasında ofisten eve hiç gelmedim. Hem işim vardı hem de gündüz emzirme safhasını atlatalım istedim. Eve gelir gelmez İnci'yi de aldım ve markete gittik. Yol boyunca marketten süt alacağımızı anlattım. Güle eğlene bir kaç kutu ve çeşit süt aldık. Sonra parka gidip biraz sallandık ve kayık yaptık (kaydırağa kayık diyor :). Sonra eve geldik. Maalesef 18.00'e doğru ciddi bir ağlama krizi sonrası bir kaç saniyeliğine emzirmek zorunda kaldım. Ama öncesinde karabiber sürdüğüm için İnci'nin ağzı yandı :( Önce biraz ağladı, üzüldü. Ama sonra bir daha emmek istemedi. Aslında istedi ama hatırlayınca hemen kucağımdan indi. Bu süreci annem burdayken yaşıyor olmamız çok iyi oldu. Çünkü benden kaçıp ona gidiyor. Tüm akşam boyunca da babasıyla oyun oynadı. Ben mümkün olduğunca az iletişim kurmaya çalıştım. Çünkü ne zaman ilgilensem emzireceğimi düşünüp umutlanıyor. Sonra "meme uf oldu" diyince üzülüp gidiyor.

Bu arada bırakın aldığım sütleri, sağdığım anne sütünü bile içmedi. Biberonların emzik kısmıyla oyalandı ama sütleri içmedi. Bu da bir süreç bence, sonrasında biberondan süt içmeye alışacağını düşünüyorum.

Gece 01.30-03.30 arası ayaktaydık. Önce çok ciddi bir ağlama krizi yaşadık (komşulardan özür diliyoruz) sonra salona gidip hep beraber oyun oynadık. Biberonla süt almadığı için İnci'ye bebe bisküvisi ve devam sütü ile birazcık mama yaptım (3 adet Ülker bebe bisküvisi + 2 ölçek Hipp devam sütü + 2 kaşık da pastörüze süt ile). Onu yarım saatte ancak yedi. Böylelikle tok olduğuna emin olunca yanıma aldım. Sarıldık ve uyuduk. Saat 4'e doğru uyuyunca onu odasına götürdüm. Sabah 7'de geri aldım. Yine sarılıp uyuduk. Hiç emmek istemedi, sadece gözümün içine baktı, sevimlilik yaptı.

video

İlk gecemiz böyle geçti. Çok uykusuz kalmadık bence, sadece İnci'nin ağlamaları ve iç çekmeleri yıpratıcı oldu. Bile bile çocuğa eziyet çektiriyoruz gibi geliyor, o da çok üzücü oluyor. Ama sanırım çoğu insan bu süreci böyle yaşıyor. Siz neler yaşadınız?

Bugün neler yediğime gelince…

Gündüz ve akşam gayet sağlıklı ev yemeklerimi yedim. Ama akşam otururken sinir bozukluğum nedeniyle cips yedim. Hiç pişman değilim.

Yarın neler yaşayacağız bakalım?

Diyetisyen Serap Orak Tufan

21 Ekim Salı 2014
Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için 
http://instagram.com/diyetisyenserap 
Twitter için  https://twitter.com/DiyetisyenSerap 
Facebook için  https://www.facebook.com/pages/Kendinize-%C4%B0yi-Bak%C4%B1n-Beslenme-

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...